Mies van der Rohe

 

Ludwig Mies van der Rohe taş ustası olan babasıyla duvarcılık atölyelerinde çalıştı. 13 yaşına geldiğinde Berlin’e taşındı ve orada art nouveau mimarı ve mobilya tasarımcısı Bruno Paul için çalışmaya başladı. 1907’de ilk tasarımı yaptı (Filozof Alois Riehl için Riehl Evi). 1908’de Mimar Peter Behrens ile çalışmaya başladı ve orada Karl Friedrich Schinkel ve Frank Lloyd Wright ile ilgili araştırmalar yaptı. Mies 1913 yılında Berlin’e taşındı ve kendi mimarlık bürosunu açtı.

I. Dünya Savaşı’nda Balkanlarda görev alıp döndükten sonra, gökdelenlerle ilgili çalışmalar yapmaya başladı ve kendi ofisinde tasarımlar yaptı.

1920’lerde Berlin avangard (avant-garde) çemberinin içinde aktif rol aldı ve Hans Richter, El Lissitzky, Theo van Doesburg gibi modern sanatı savundu. O dönemde Mies’in de bir bloğunun bulunduğu modern apartmanlar ve evler tasarlandı.

1929’da Mies, en ünlü projelerinden birine imza attı. Uluslararası Barcelona sergisindeki Alman Pavyonu (Barcelona Pavillion), 1938’de yıkıldı ve daha sonra 1986’da yeniden inşa edildi. Kolonlarla desteklenen düz bir çatıya sahip olan pavyonun iç duvarları cam ve mermerden yapılmıştır ve bu duvarlar yapıyı desteklemedikleri için hareket edebilirler. Mies’in diğer tasarımlarında da gözlenen “boşluk, hacim, alan” (space) kavramı bu pavyonda da belirgindir.

Ünlü deyişi “less is more” (az olan çoktur), Mies van der Rohe’nin çok yönlü üslubunun yalnızca bir yanını tanımlar. Mies, yapılı formların yaygın algılanış biçimini değiştirdi ve Amerikan şehirlerindeki değişimi kökten etkiledi. Çelik ve cam iskeletler geleneksel yük taşıyıcı duvarların yerini aldı. Camli perde duvar bir engel değil, filtre haline geldiğinden iç mekan ile dışarısı arasındaki sınırlar belirsizleşti.

Mies, Uluslararası Modern Uslup’a katkıda bulunan bütün entelektüel akımlarla doğrudan ilgiliydi. Peter Behrens aracılığıyla Deutscher Werkbund’Ia tanıştı ve Deutscher Werkbund’un büyük etki yaratan 1927 Stuttgart Sergisi’nin yöneticisi oldu. 1929 tarihli Barcelona Pavyonu, de Stijl’in forma ilişkin en sofistike deneylerinden biriydi. Bazen öteki fikirlerin aksine, Mies Modern mimarlığın sorununun yanıtı olarak strüktürün peşine düştü. Sabit bir indirgemeyle ticari yapıların modern düzenlemelerini oluşturdu. Ne yazik ki Mies’in üslubunun yanlış yorumları şehirlerimizdeki nüfusa artışına neden olan kasvetli yüksek yapılara yol açtı.

1930 yılında Mies, Berlin ve Dessau’daki Bauhaus’un başına geçti. Fakat yeni seçilen Nazi hükümetinin baskıları yüzünden Bauhausu’u kapatmak zorunda kaldı. 1930’larda ekonomik ve politik değişiklikler yüzünden Mies’in çoğu binası inşa edilememişti ve Stanley Resor’un daveti üzerine 1938’de Amerika’ya taşınmaya karar verdi.

Daha sonraki yıllarda Armour Institute of Technology Mimarlık Fakültesi yöneticisi ile görüşmeler yaptı (Enstitünün adı daha sonra Illinois Institute of Technology olarak değiştirildi). 1938-1958 yılları arasında Mies ITT Mimarlık Fakültesinin yöneticiliğini yaptı. 1940’larda kampüsün yeni tasarımını yapması istendi ve o çelik-cam tarzıyla çalışmalar yapmaya başladı. 1944’te o zamana kadar yapılmış en minimalist (less is more!) evi (Farnsworth House, Chicago) tasarladı. Ev, tamamıyla camdan yapılmış, 8 ayak üzerinde duran, bölümlere ayrılmış tek bir odadan oluşuyordu.

1950’lerde tasarımlarına devam ederken, Mies “cam gökdelen” hayalinin farkına vardı ve bu konuyla ilgili çalışmaya başladı. 1951’de Twin Towers Chicago’da inşa edildi. Daha sonraları da benzer binaların yapımları devam etti. Seagram Building bu serinin en önemli binası olarak kabul edilebilinir. 1962’de Neue Nationalgalerie’nin tasarımını yapması istendiğinde kariyerinin doruk noktasına gelmiş oldu. Fakat, galerinin açılışını göremeden 17 Ağustos 1969’da yaşamını yitirdi.

 


Yorum yap

Son düzenleyen: Mimarlık Robotu Tarih: 26/10/2018.

  • 26 Ekim 2018 @ 01:20:41
  • 26 Ekim 2018 @ 01:16:45 [Otomatik kayıt]

Yazıyı oluşturan admineso Tarih: 05/11/2015.

X
X