Louis Sullivan

 

Gökdelenlerin ve Modernizm’in babası olarak anılan mimar Louis Henry Sullivan (1856- 1924) özgün yapıtlarıyla tanınmıştır. 1891 yılında Chicago’da Charnley Evini inşa etmiştir. Ünlü mimar Frank Lloyd Wright, Sullivan’ın ofisinde yetişmiş ve Charnley Evi’nin yapımında rol almıştır. Sullivan, Prairie Okulu veya Chicago Okulu diye anılan tasarımlarıyla, mimarlara örnek ve esin kaynağı olmuştur. Sullivan, Henry Hobson Richardson (1838-1886) ve Wright, Amerikan mimarisinin altın üçlüsü olarak anılırlar.

“Her şeyi yöneten kuraldır, organik ya da inorganik, her fiziksel ve metafiziksel şeyi, insana dair ve insan üstü olan her şey zihnin, kalbin ve ruhun tüm dışavurumlarını ki yaşam onun ifadesiyle kendini bulsun: Form işlevi izler, kural budur.” demiştir.

Bir binanın salt kütle ve oranları ile de güzel olabileceğini söyleyen ve mimarları bir deneme yapmaya çağıran Louis Sullivan, bu sözleriyle modern mimarinin temelini atan felsefeyi de özetlemiş olur. Sanayi Devrimi ile birlikte, doğa ve makina ile onların evriminden yola çıkarak sadeleşmeyi öngören heykeltıraş Horatio Greenough’dan sonra gereksiz öğelerin arınmış çıplak binaların yapılması gerektiğini vurgular. İşlevselcilik olarak bilinen bu akım, Şikago’yu da mimarlığın yeni deney alanına dönüştürür. 19. yüzyılda ortaya çıkan Sanayi Devrimi ile birlikte ‘Modernizm’ ‘modernite’ ‘modern’ gibi kavramlar sıkça dile getirilmeye başlar.

Başlangıçtan bu döneme kadar sanatı ‘sanat’ yapan değerler tartışmalarla, denemelerle yeniden sorgulanmaya, gelişen yeni biçimler sanat akımlarına dahil olmaya başlıyordu. Baudelaire, Sanayi Devrimi’nin etkisiyle ‘Modern Hayatın Ressamı’ adlı eserinde “Modernite, anlık olandır, geçip gidendir, olumsal olandır; sanatın yarısıdır; öteki yarısı ise, sonsuz olandır, değişmeyendir” diyordu. Mekanik üretim, değişimin anlık olmasına, bir şeyi daha sindiremeden hatta kavrayamadan ortadan yok olmasına yol açıyor ve hayatı kökten değiştiriyordu.

Louis Sullivan ve ortağı Dankmar Adler (1844-1900) çelik çerçeve konstrüksiyonu keşfetmiş olmayabilir ama Chicago’da yüksek kalitede gökdelenler tasarlarken kaplama ve çelik strüktürleri ilk kez inandırıcı bir biçimde birleştiren onlardı. Sullivan için gökdelen yalnızca verimli kapitalist yapı üzerine bir deney değil, aynı zamanda estetik ve biçimsel bir sorundu. Cephenin taban, orta ve üst ya da korniş biçimindeki Klasik bölümlenmesine dayanarak tabana yoğun bir dekoratif süsleme kazandırıp onu yapıdan yalıttı. Orta bölümü ya Wainwright Binası’nda olduğu gibi kompozisyonun dikeyliğini ya da Carson, Pirie, Scott Department Strore’da olduğu gibi yataylığı vurgulamak için kullandı. Üst bölüm Sullivan’ın organik süslemeye ilişkin fikirlerinin gerçek anlamda zafere ulaştığı yerdir. Bitkisel süsleme tabandan, binanın köklerinden çıkıp narin ayakları sararak yükselir ve kornişteki pencerelerin çevresinde çiçeklenir.

Süslemeyi ve diğer sanat akımlarının inceliklerini bir kenara bırakarak ‘İşlevselliği’ ön planda tutan mimar, gelenekle bağı zayıf olan Amerika’da kendilerini ifade etme olanağı bulmuştur. Sullivan ve onun yolundan gidenler sayesinde, Şikago’da yatay olan mimarinin yerine, göğe doğru yükselen mimari örnekleri ortaya çıkmaya başlamıştır.

 


Yorum yap

Son düzenleyen: Mimarlık Robotu Tarih: 25/10/2018.

  • 25 Ekim 2018 @ 21:58:54 [Otomatik kayıt]
  • 25 Ekim 2018 @ 21:48:48

Yazıyı oluşturan admineso Tarih: 05/11/2015.

X
X