Askeri Alanların Yapılaşmaya Açılmasında Kamu Yararı Nerede? 1

Askeri Alanların Yapılaşmaya Açılmasında Kamu Yararı Nerede?

157 İzlenme

Türkiye’nin birçok kentinde olduğu gibi İstanbul’da da geçmişte çoğunlukla şehrin çevre çeperinde oluşturulan askeri alanlar, İstanbul’un aşırı büyümesiyle şehrin içinde kaldı. 2009 yılında 1/100 bin ölçekli plana göre İstanbul’da tam 15 bin 304 hektar askeri alan vardı.

2016 yılında, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, iktidar kentlerin içindeki askeri alanların kentlerin dışına taşınmasına karar verdi.

Evrensel’den Meltem Akyol’un haberine göre; kentin içerisinde kalmış bu alanlar yeşil alan olarak varlığını koruyordu. Bilhassa meslek odaları rant değeri yüksek bu alanların imara açılmaması yönünde uyarılar yaptı; deprem tehdidi altındaki kentlerde de bu alanların toplanma alanı gibi kullanılabileceği önerisinde bulundu.

2017 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanı olan isim Mehmet Özhaseki’ydi. Eleştirilere, uyarılara dair, “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatı var, hepsi yeşil alan olacak.” diyor ve ekliyordu Özhaseki: “Bunların içinde cüzi alanlar, depreme hazırlık için rezerv alanları olarak kullanılabilir.”

2018 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanı artık Murat Kurum’du. Kurum, 47. Motorlu Piyade Alay Komutanlığının yer aldığı 183 dönümlük kışlada yapılan 15 Temmuz Millet Bahçesinde incelemelerde bulunduktan sonra şöyle diyordu: “Hiçbir zaman askeri arazileri biz rant olarak görmedik”.

Herkesin bildiği “sır”
Peki ne oldu bu alanlara? Bu soru ve daha fazlası Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezine (CİMER) soruldu. Yanıt Milli Savunma Bakanlığından geldi: ‘Devlet sırrı’, cevaplayamayız.

Bakanlığın yanıtlamadığı soruyu İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Buğra Gökçe yanıtlıyor: “Bugün itibarıyla yaklaşık 10 bin futbol sahası büyüklüğünde bir alan askeri alan olmaktan çıkartıldı. 1/1000’lik planlarla bu kadar büyük bir alanda yaklaşık 700 bin kişinin yaşaması planlandı. Tamamlanmış projelerde 39 bin kişi yaşıyor. Bu projelerin yüzde 85’i lüks konut statüsünde. Yani şu ana kadar uygulamada bu alanlar ranta açıldı. Halkın yararlanabileceği veya şehrin ihtiyacı olan yeşil alan, eğitim, sağlık tesisi alanı olmak tüm İstanbul’a hizmet etmek yerine, özel mülkiyetin konusu haline getirildi, bir avuç sermaye sahibi ikinci, üçüncü konut olarak bu çok değerli yerleri mülkleştirdi.”

Dava süreçleri ne durumda?
Peki büyükşehir belediyesinin bu konuda hiç yetkisi yok mu, dahası belediye süreçlerin neresinde? Şehir Plancısı da olan Buğra Gökçe açılan davalara dair öneklerle yanıtlıyor: “Bu alanlar bakanlık tarafından planlandı, askıya çıkarıldı ve onaylandı. Büyükşehir Belediyesi bu süreçte devre dışı bırakıldı. Kentin planlama açısından anayasası olarak kabul edilen 2009 yılında onaylanan İstanbul çevre düzeni planı hiçe sayılarak bu alanlar planlandı…

Açtığımız davaların süreçleri devam ediyor. Her davada farklı bir noktadayız, yeni açılan davalarda bilgi ve belge toplama aşamasında iken, bazı davalarda bilirkişi raporları hazırlanmakta, bazı davalarda bilirkişi raporu lehimize olmasına karşın ilgili mahkemece yürütmeyi durdurma talebimiz reddedilmiş durumda…”

Dert gerçekten deprem olsaydı…
Bu tartışmalar devam ederken AKP’nin kentsel dönüşümde yeni düzenlemeler getiren 21 maddelik kentsel dönüşüm yasa teklifi Meclis Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda kabul edildi. Düzenlemeyle vatandaşın evlerinin kolluk marifetiyle boşaltılmasının önü açıldı. 6 Şubat depremlerinin ardından açılacak dava süreçlerini kısaltacak düzenlemelerin de yapıldığı teklife göre savunma süreleri kısaltılacak. Yürütmenin durdurulması kararlarına itiraz edilemeyecek.

TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Doç. Dr. Pınar Giritlioğlu, AKP’nin hazırladığı afet alanlarıyla ilgili kanun teklini de hatırlatarak şu değerlendirmede bulunuyor:

“Bugüne kadar ordunun çok iyi koruduğu, büyük ölçüde de ormanlık alan olan, alanlar birdenbire yapılaşmaya açıldı. Lüks konuta açıldı. Burada kamu yararı nerede? Burada afet nerede? Bazı yerlere millet bahçeleri yaptılar. Bu millet bahçeleri de betonlaşmış alanlar, yani yeşil alan değil yeşil alan olsa adına park denirdi. Ki bunlar bir meşrulaştırma aracı oldu bunlarda. İstanbul için toplanma alanı olabilecek, çadır alanı ne bileyim hızlı bir müdahale için sahra hastanesi kurulabilecek çok geniş alanlar, konuta açılarak aslında elimizden alınmış oldu. Bugüne kadar kentsel dönüşüm söylemi altında yapılan uygulamaların hiçbirinin kamu yararı içermediğini, gerçekten depreme çare olamayacağını, çünkü kendi bir sistem olarak bir bütün olarak bir yaşam çevresi olarak ele almadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla gündemdeki kentsel dönüşüm yasasıyla dayatmacı, mülksüzleştiren bir yaklaşımla ilerleyen süreçteki bazı engelleri de aşmanın yolu açılıyor.

Yeni yasa tasarısı, bakanlığın hareket alanını genişletme amacına hizmet ediyor. 6306 ile yerleşen üstenci, baskıcı, zorlayıcı, dayatmacı anlayışın etki alanı esnetiliyor, sürece hız kazandırılıyor. Dert gerçekten deprem olsaydı, 2002’den bu yana çıkartılan yasalarla, Meclisteki çoğunlukla, tanımlanan araçlarla yapılacak yapılırdı.”

Haberin tamamına linkten ulaşılabilir.

REKLAM ALANI

Reklam Vermek?
X
X