Müstakil Yapılar, Dikey Yapılaşmaya Karşı 1

Müstakil Yapılar, Dikey Yapılaşmaya Karşı

152 İzlenme
0

Günümüzde özellikle metropollerde yaşanan arazi sıkıntısı nedeniyle gayrimenkul geliştiricileri dikey mimariye yönelmekte. Ancak gün geçtikçe artan dikey mimari uygulamaları şehirlerin geleneksel siluetini değiştirmeye başladı. Şehirlerimizde dikey mimariyi en çok gökdelen ve yeni yapılan rezidanslar temsil ediyor. Yatay mimari, şehrin inşasında enine gelişen yapılara yer verilmesini amaçlıyor. Yani yatay yapılaşma, doğayla iç içe olmak için de bizlere fırsatlar sunuyor. Dikey yapıların aksine, yatay yapılar daha çok Türk insanın alışkın olduğu bir değeri yaşatıyor. Daha sıcak ve daha samimi bir ortam sunuyor. Özellikle tarihi değerleri olan yerlerde, bölgenin dokusunu bozmamak adına yatay mimarinin tercih edilmesi çok daha uygun ve akla yatkın görünüyor. Çünkü uzun binalar, şehrin tarihi dokusunu baştan aşağıya değiştiriyor.

İşte tam bu noktada müstakil yapılar imdadımıza koşuyor. Dikey yapılar, insanları birbirinden uzaklaştırdığı gibi komşuluk ilişkilerimizi de gittikçe zayıflatıyor. Öte yandan müstakil yapılar, sağlıklı ve düzenli bir yaşam olanağı sağlıyor ve kişilerin çevreden izole olmasını engelliyor. Yatay mimari, toprakla temas halinde olmak insanlara hem huzurlu hem de sağlıklı yaşam olanakları sağlıyor. Dikey yapılar yani rezidansların sağladığı bazı avantajların yanı sıra çok yüksek katlı binalar insanda izole edilmişlik hissi uyandırıyor. Bu da yalnızlık hissine neden oluyor. Tam da bu yüzden, günümüzde revaçta olan yatay mimari yapıları yani müstakil evler daha çok ilgi görüyor. Türkiye’nin hem kültürüne hem de tarihi dokusuna daha uygun olan müstakil yapılaşma, şehirleşme açısından estetik kaygılarını da tam anlamıyla gideriyor.

Öte yandan yatay yapılaşma için büyüklüğü yeterli olmayan araziler ve bu durumun doğurduğu çarpık kentleşme düşünüldüğünde akıllara “Nasıl yatay yapılaşma olacak?” sorusu gelmekte. Küçük şehirlerde müstakil yapılanmaya uygun alanlar daha çok olsa da, metropollerde nüfus kalabalığı sanki bizleri dikey yapılaşmaya zorluyor gibi. Bu noktada devlet imar izinleri verirken çarpık kentleşmeyi önlemeli ve orman ve yeşil alanların katline karşı son derece hassas yaklaşmalıdır.

Yüksek katlı binalar depremlerde müstakil yapılara göre daha büyük riskler taşımaktadır. Günümüz teknolojisinde üretilen yüksek katlı binalar eskilere nazaran çok daha dayanıklı olsa da yine de aynı teknolojiyle yapılan bir müstakil binanın verdiği deprem güvencesini fiziksel açıdan vermesi epey bir güçtür. Gelişmiş ülkelerdeki ana kentlerde şehirleşmenin orta noktada yüksek binalar, çevreye yayıldıkça da müstakil tarz bir, iki katlı yaşanabilir binalar şeklinde gerçekleşmektedir.

Bölgesel bazda planlamalar yaparak, ilgili tüm meslek disiplinlerini işin içine katarak, geniş ölçekli şehir planlamalarının yapılması, nüfus yoğunluğu, sokaklar, caddeler, yeşil alanlar, sosyal tesisler, okul, ibadethane, spor alanlarının önceden planlanması, inşa edilecek her yapının önceden belirlenen bu şehir planına uygun olarak projelendirilmesi müstakil yapılanma için çok büyük önem arz etmektedir.

Hem Batı’da hem de Doğu’da geçerli olmak üzere tüm Dünya iki katlı evleri ev modeli olarak kabul etmiştir. Apartmanlara bir dönemin hataları olarak bakılmaktadır. Bu hataların telafisi için her yıl birçok eski apartman kentsel dönüşüm kapsamında yatay yapılaşmaya devşirilmektedir. Ve yine birçok aile apartman ve şehir hayatından bunalarak kendilerine deniz kıyılarında ve ormanlık alanlarda ikinci bir ev yaptırmakta, yılın sadece birkaç ayında bu evlerini terk etmektedirler. İnsan psikolojisinin betonarmeye değil, yeşile, insana ve huzura ihtiyacı olduğu sayısız örneklerle tespit edilmiştir. Dünyamızın ekolojik, sosyal, ahlaki ve ekonomik geleceği açısından en geçerli ve uzun soluklu sürdürülebilir modeli, bu bilgiler ışığında müstakil yapılardır.

Yorum Ekleyin

REKLAM ALANI

Reklam Vermek?
X
X