Post Modernizm

Okuma Süresi: 2 dak

 

Post modernizm akımının ortaya çıkma sebebi, modern mimarinin başarısızlığı olarak tanımlanan unsurlardır. Post modernizm, modernist akıma bir tepki olarak doğmuştur. Post modernistlere göre, işlevselci ve ekonomik inşaatlar, binaların ruhsuz ve kişiliksiz bir görüntüye bürünmelerine yol açmıştır.

Post modern akımı savunanlar, modernizm dönemi binalarının insanların hem göz hem de beden konforuna yönelik ihtiyaçlarını karşılayamadığını düşünür. Modernist yapılar bedenin arzularına önem vermemektedir. Pek çok apartman binasının gecekonduya dönüşmesi problemi daha da kötüleştirmiştir.

Postmodern anlayış, bu sorunun üstesinden kendi için süsleme ve dekorasyon anlayışını savunarak gelmeye çalışır.

Biçim artık yalnızca onun işlevsel gereklilikleri bakımından tanımlanmayacak; mimarın önerdiği biçimsel konsept, ön planda olacaktır.

Post modernizm özgün bir mimarlık akışı olmayıp modern klasik devrin uluslararası üslubuna bireysel ölçekte tepki gösteren mimarların oluşturduğu bir harekettir. Ancak birbirinden habersiz bu mimarlar arasındaki tek ortak nokta uluslararası üsluba karşı çıkmak tepki göstermektir. Dolayısıyla yaklaşımın özgün bir felsefesi teorisi olmayıp yalnızca tepkisel niteliktedir.

Ancak haklı tepkilerine karşı tuttukları yol yanlıştır. Philip Johnson, Mies Van Der Rohe’nin öğrencisidir ve ustası için ‘Mies bir dahidir ama artık yaşlandım ve sıkıldım benim yönüm bellidir. Eklektik gelenek tarih boyunca sevdiğim şeyleri seçmeye çalışıyorum, tarihi bilmezlikten gelemeyiz’ der.

A.T.T. Binasının ön cephesi çatıda Barok çizgilere sahipken büro pencereleri aşamasında purizmin kübik kütlesini zemin kattaki lobi girişinde ise rönesansın ünlü yapılarından Pazzy Şapelinin (Brunaccellhi) cephesinden izler görülür. Bu eklektik anlayış kuşkusuz geriye dönük bir çabanın olumsuz ürünüdür. İnsanoğlu ileri dönük, yaratıcı, yenilikçi çabalarıyla mağaralarda yaşamaktan bugüne gelmiştir ve artık geriye dönemez.

Philip Johnson, Michel Graves ve beraberindeki mimarlar tüm çaba ve eskizlerinde eskinin cephe anlayışlarını taklit etmişlerdir.

Postmodern mimari ilk örneklerinin 1950’lerde başlıdığı varsayılan ve günümüz mimarisinde de etkisini sürdüren uluslararası bir üsluptur. Mimarlıkla postmodernitenin habercisi, genellikle modernizmin sahip olduğu uluslar arası üslubun biçimciliğine bir yanıt olarak “nüktenin, süslemenin ve göndermenin” geri dönüşüdür.

Pek çok kültürel hareket gibi, postmodernizmin en fazla dillendirilen ve görünür olan fikirleri mimaride gözlemlenebilir. Modernizmin işlevsel olan ve resmileştirilen şekilleri ve alanları tam aksi yöndeki bir estetikle yer değiştirmiştir: üsluplar çarpışır, kendi için biçim anlayışı ortaya çıkar ve tanıdık üslup ve alanlara bakmanın yeni biçimleri fazlalaşır.

Postmodern mimari yeni-eklektik mimari olarak da tanımlanmıştır; binaların cephesi göndermeler ve süslemelerle doludur ve sert süslemesiz modern üslubu karşısına alır. Bu eklektizm, Stuttgart Devlet Galerisinde ve Charles Willard Moore tarafından yapılan Piazza d’Italia’da en belirgin halini alan, dik olmayan açıların ve alışıldık olmayan yüzeylerin kullanımı ile kendini gösterir. Edinburgh’taki İskoç Parlamento binası da postmodern modanın bir örneği olarak gösterilmektedir.

Modernist mimarlar postmodern binaları kaba ve cicibiciyle süslü binalar olarak görürler. Postmodern mimarlar da modern alanları ruhsuz ve kişiliksiz olarak nitelendirir.

Bu fikir ayrılığı amaçlar söz konusu olduğunda da kendini gösterir: Modernizm süslemenin yoksunluğu kadar malzemenin minimalist ve yerinde kullanımıyle dikkati çekerken, postmodernizm erken modernistler tarafından konulan kesin kuralların bir reddidir ve inşa tekniklerinin, açılarının ve üslupsal göndermelerin bolluğunu tercih eder.


Etiketler:
Bu Wiki'yi Faydalı Buldunuz mu ?
Hayır 0
Okunma: 1202
Önceki: Osmanlı Mimarisi
Sonraki: Pürizm
X
X