Modernizm

Okuma Süresi: 2 dak

 

Modernizm kavramı ilk olarak beşinci yüzyılın sonlarında ortaya çıkmış ve ‘bugüne özgü’ anlamına gelen, latince köklenli ‘Modernus’ kelimesinden gelmektedir. Bu dönemde pozitif bilimlere olan inanç, artık dini, siyaseti, devleti sorgulamakta ve sınamaktadır. Toplumsal yaşamda ahlaki değerler ve toplumsal kurallar sorgulanmaktadır. Bu dönemde, her şeyin nedeni ve sonuçları araştırılmaya başlanmıştır.

Modern Mimarlık ise, 19. yüzyıl’ın Eklektisist mimarlığına karşı çıkan özgün yaratma yanlısı tüm mimari akımların genel adıdır. Eklektisizmin geçmişten biçim aktarmaları yapan tutumuna karşıt olarak, tüm modern akımlar mimari biçimlerin çağa ve güncel koşullara göre oluştuğu görüşü doğrultusunda çalışmışlardır. Kabaca, Art Nouveau’nun ortadan kalkışından itibaren, 1910 ve 1970 seneleri arasında gelişen tüm akımlar, modern mimarlık kapsamı içinde değerlendirilebilmektedir.

Bu dönemdeki farklı üsluplar tasarım anlayışı açısından birbirlerinden çok farklı kutuplarda yer alsalar da, temelde tarihten yararlanmayı yadsıyışlarıyla ortaklaşırlar. 1970’lerden bu yana modern mimarlık Postmodernizm karşısında sürekli gerileyerek, yerini tarihselci bir akıma terk etmiştir.

Modernist mimari batı uygarlığının bir ürünüdür. On sekizinci yüzyılın sonlarında, modern çağı ortaya çıkaran demokratik devrim ve endüstri devrimi ile birlikte modernist bakış açısı şekillenmeye başlamıştır. Bütün dönemlerin mimarlığı gibi modern mimarlıkta, insan yaşamı için özel bir çevre yaratmaya, insanoğlunun düşünce ve eylemlerini, olduğuna inandığı ya da olmasını istediği gibi görselleştirmeye girişmiştir.

18. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmaya başlayan demir köprüler modern mimarinin ilk otantik örnekleri sayılır. Bina olarak, 1851 Londra sergisindeki Paxton’un Crystal Palace’ına gelinceye kadar tavizsiz bir örnek gösterebilme olanağı yoktur. Yaklaşık olarak 70 bin metrekarelik bir alanı kaplayan bu teşhir sergisi, standardize elemanlar halinde demirle camın kaynaştığı ilk önemli fabrikasyon örneğidir. Nitekim böylesine muazzam bir bina sadece 16 hafta içerisinde, o zaman için mucizevi, bugün içinde şaşırtıcı sayılabilecek kadar kısa bir sürede inşaa edilmiştir. Crystal Palace’ın teknik ve tasarımsal nitelikleri, yapının modern mimarinin öncülerinden ve eskimez örneklerinden biri olduğu şeklinde değerlendirilir.

Yirminci Yüzyılın ilk yarısında dünyadaki mimari alışkanlıklar tümüyle değişmiştir. Bu dönemde, değişim sürecinin merkezinde bugün genellikle ‘modern hareket’ olarak adlandırdığımız tarihsel olguyu görürüz. Söz konusu hareketin başlangıcı 1914’den önceki 10 yıla dayanır; yaratıcı gücünün en yüksek noktasına 20’li yıların sonlarında ulaşmış, I.Dünya savaşının ardından ise savaş yıllarının getirdiği büyük boşluğu doldurmak istercesine gecikmiş bir patlama ile yeniden ortaya çıkmıştır.

Modern hareketin etkileri, hızla yayılarak bu güne gelmiştir; endüstrileşmiş dünyanın her köşesine ince yüksek ve parlak bloklarla, beton taşıyıcıların verdiği görüntülerle ve pencere açıklıklarının yarattığı noktalı dokuyla taşınmıştır. Artık geçmişin süslü binalarının karşısında son derece pür bir anlayışla inşa edilmiş binalar yükselmeye başlamıştır. Bu da Pürist anlayışın doğmasına neden olmuştur. Ancak Pürist yaklaşımın ustaları olan Mies Van Der Rohe, Le Corbusier ve Alvar Aalto gibi modernist tasarımcılar bir tek akımın Modernizmin savunucuları oldukları halde her birinin kendi kişisel üslupları olmuştur.

Modernist mimarinin temel köşetaşları olarak korunmasız bırakılmış çelik ile basit ve arı geometrik biçimleri sayabiliriz. Tasarımda temel ilkelerden birini de ‘az ama öz’ diye özetleyebileceğimiz ‘less is more’ ilkesi oluşturuyor. Genel çizgilere bakıldığında, binalar genellikle kare biçiminde tasarlanırken, çok sınırlı bir renk skalası kullanılıyor. Evlerin iç mimarisi de genellikle dış yüzeyin bir yansıması oluyor: Açık plan şemaları, çok az dekorasyon ve işlevsel mobilya tercihleri.

Modernizm hızlı uygulanabilen, rasyonelliği ve sadeliği ön planda tutan bir tasarım anlayışıdır.

Modernist akımın temel özelliklerini en iyi biçimde vurgulayan yapı örnekleri:

– Eiffel Kulesi: Bir inşaat mühendisi olarak Gustave Eiffel’in tasarladığı bu kule yaklaşık 12.000 parçadan oluşup, 200 kadar işçi tarafından 21 ayda monte edilmiştir.

– Robie evi: Frank Lloyd Wright’ın Chicago’daki Robie evi, kütlesi ve cephenin ele alınışı bakımından, katılığı, tekdüzeliği reddedebilen bir rasyonalizmin en belirgin örneklerindendir.

– 20. Yüzyıl Galerisi: Berlin’deki 20. Yüzyıl Galerisinde 1962-68 Mies Van Der Rohe yıllarca önce başlattığı tümel mekân ile neredeyse cephesizlik anlamına gelebilecek cam cephe uygulamalarının müze mimarisi alanındaki en belirgin örneğini geliştirmiştir.


Etiketler:
Bu Wiki'yi Faydalı Buldunuz mu ?
Hayır 0
Okunma: 15
Önceki: Minimalizm
Sonraki: Neoklasizm
X
X