Fütürizm

Okuma Süresi: 2 dak

 

Fütürizm ilk olarak 20. yüzyılın başlarında İtalya’da ortaya çıkmış bir edebiyat ve sanat akımıdır. Latince kökenli futuro (gelecek) sözcüğünden türemiş olan fütürizm, geçmişle ilgili iyi ve güzel kabul edilen tüm değerleri reddeder. Gelenekler, ahlaki değerler, müzeler, arkeoloji ve hatta kütüphaneleri bile.

Fütürizm akımını takip edenler her türlü sanat alanında; özellikle resim, heykel, seramik, grafik tasarım, mimarlık, sanayi ürünleri tasarımı, edebiyat, müzik, tiyatro, film, tekstil, moda, mimarlık ve gastronomi alanında eserler vermişlerdir. Fütüristler, klasik güzellikler yerine, makineleri, hızı, teknolojiyi, savaşı ve geleceği temsil eden özellikleri metheder.

Fütürist akım, sanat ve mimarlık dünyasının en ilerici, en yenilikçi, özgün ve ileri hareketidir. 20 şubat 1909’da yayınlanan ‘birinci fütürist manifesto’ bildirgesi fütüristlerin estetik anlayışlarını şöyle ifade eder. ‘Biz tehlike, enerji ve yalınlığın şarkısını söyleyeceğiz ve açıklıyoruz ki dünya yeni bir güzellikle zenginleşmektedir. Hızın güzelliğiyle, yılankavi egzos borularından çıkan patlayıcı nefesiyle bir yarış otomobili kükreyerek giderken makinalı tüfek gibi sesler çıkaran bir otomobil antik güzelliğin simgesi olan Yunan heykellerinden kat kat güzeldir.’

Mimarlık alanında, Antonio Sant’Elia ve Mario Chiattone fütürizmin anlayışına uygun eserler ortaya koymaya çalışırlar. İtalyan fütürist ve Mimar Sant’Elia projelerini, Citta Nuova isimli projesinde (Yeni Şehir) gökdelenler, metrolar, asansörler, farklı boyuttaki trafik şeritleri gibi ilginç ve yeni fikirler kullanmıştır ve konuyla ilgili olarak ‘Modern kentlerimizi muazzam bir tershane gibi yaratıp yeniden inşa etmeliyiz. Her yer hareketli ve dinamik, modern binalar ise dev bir makine gibi olmalıdır’ demiştir.

Sant’Elia’nın bu radikal ve ilerici görüşleri, 50 yıl sonra Paris’teki Renzo Piano tasarımı, Centre Pompidou’nun inşaa edilmesi ile bir ölçüde gerçekleşecektir. Sant’Elia’ya göre mimarlık sadece fayda ve pratikliğin kuru bir birleşimi olmamalıdır. Mimarlık bir sanattır. Bu da sentez ve ifade demektir.

Sant’Elia geçmişin klasik ve statik estetiğine karşı çıkmakta ve destekçileri ile beraber ‘Mimari Dinamizm’ dediği değişim ve hızdan kaynaklanan canlı bir estetiğe ulaşmaya çalışmıştır. Yine ona göre eğik ve eliptik çizgiler öz tabiatlarından dolayı dinamik olup dik ve yatay çizgilere göre bin kat fazla duygusal güce sahiptir ve dinamik bir mimari onlarsız düşünülemez.

La Citta Nuov’da kurguladığı projelerin hiçbiri gerçekleşemeden, Antonio Sant’Elia I. Dünya Savaşı sırasında yaşamını yitirmiştir. Sant’Elia tarafından ortaya atılan fikirler ise, kendinden sonra yetişen mimar ve sanatçıları etkileyip, onlar için adeta bir kılavuz haline gelmiştir.

Sant’Elia’ya göre ‘Şehir’, fütürist hayatın dinamizminin gerçekleşip yansıdığı bir arka ekrandır. Kırsal alanların yerini almış, heyecan verici, modern, dinamik hayatın oynandığı bir mizansendir. Sant’Elia’nin öngördüğü ‘Şehir’ kavramı, süratle gelişen bir makine gibi düşünülmüştür. ‘Şehir’ projesi için hazırladığı eskizlerde Sant’Elia, ışığın ve gerçek objelerin şekillerinin sanki birer heykel gibi olduğunu vurgulamaktadır. Barok stilindeki kavisleri ve yapıları kalınca bir tabaka gibi süsleyen süs unsurlarını yapıların duvarlarından kaldırarak, yapıların esas formlarını oluşturan çizgisel şekillerin, o zamana kadar eşi benzeri görülmemiş şekilde, en basite indirilmiş bir halde açığa çıkarılmasını öngörmekteydi.

Citta Nuova ismini verdiği bu yeni şehirde, hayatın her açısı rasyonalize edilecek ve her yapı büyük bir enerji santrali gibi merkezsel bir öge etrafında toplanacaktı. Sant’Elia’nın düşüncesine göre şehir ve yapılar uzun ömürlü veya kalıcı olmak üzere inşaa edilmeyecek ve her yeni nesil, kendi görüşlerine uygun yeni şehirler inşaa edebilecekti. Böylelikle mimarlık, geçmişte kalmış yapı eserlerine bağlı kalmayacak ve sürekli kendini geliştirebilecekti.

Sant’Elia’nın fütürist prensiplerini benimseyen İtalyan mimarlar, kendilerine politik olarak yakın hissettikleri faşist mimar ve politikacılar ile zıtlığa düşmeye başlamıştı. İtalyan faşistler ve faşist mimarlar, geçmişteki mimarlığı kendilerine kılavuz edinmişlerdi ve Antik Roma İmparatorluğu’nun klasik estetiğini benimsediklerini açıkça ilan etmişlerdi. İki farklı grup arasındaki fikir ayrılıklarına rağmen, faşist politikacıların İtalya’yi yönettiği dönemlerde (1920-1940 arasında) demir yolu garları, yolcu limanı tesisleri ve postaneler gibi bazı kamusal yapılar, fütürist mimarlık prensiplerine uyacak bir biçimde tasarlanmiş ve inşaa edilmiştir.

Fütürist mimarlık prensipleri kullanılarak inşaa edilen ve günümüzde hala kullanılan yapılardan en önemlileri, Angiola Mazzoni tarafından tasarlanmiş Trento Tren Garı, Giovanni Michelucci ve Italo Gamberini’yi ihtiva eden ve de Angiolo Mazzoni’yi danışman olarak dahil olduğu ‘Gruppo Toscano (Toskana Grubu)’ adlı mimarlar grubu tarafından tasarlanan ve Floransa’nın merkez istasyonu olan ‘Floransa Santa Maria Novella Tren İstasyonu’ olarak gösterilir.


Etiketler:
Bu Wiki'yi Faydalı Buldunuz mu ?
Hayır 0
Okunma: 61
Önceki: Fonksiyonalizm (İşlevselcilik)
Sonraki: Gotik Mimari
X
X