Fonksiyonalizm (İşlevselcilik)

Fonksiyonalizm (İşlevselcilik)

Okuma Süresi: 2 dak

 

Fonksiyonalizm, mimarların binaları sadece amaçlarına göre tasarlamasını öngören bir prensip ve mimari akımdır. Fonksiyonalist akımın prensiplerine, ilk olarak Romalı mimar ve yazar Vitruvius’un ‘De Architectura’ adlı kitabında rastlanmaktadır. Milattan önce 1. yüzyılda yaşamiş olan Vitruvius, başarılı bir mimarlık için ‘Utilitas, Firmitas, Venustas’ (kullanışlılık, sağlamlık, güzellik) koşullarının gerçekleşmesi gerektiğini savunmuştur.

İşlevselcilik prensiplerine göre tasarlanmış bir yapı, abartıdan, ihtişamdan ve görsellikten uzak olmalıdır. Toplumdaki herkesin bir işlevi ya da görevi olduğu gibi, bir yapı da her parçasının bir işlevi olması gerektiği düşüncesine göre şekillenmelidir.

Fonksiyonalist anlayışa göre topluma hizmet vermek üzere tasarlanan tüm yapılar ya da eserler, bireylere fayda sunmalıdır. Yararı olmayan, yalnızca estetik zevkler için oluşturulan eserlerin herhangi bir değeri yoktur. Mimari akımlar arasındaki Fonksiyonalizm, kişilerin isteklerine uygun faydalı yapılar üretilmesini amaçlar.

İşlevselcilik ya da Fonksiyonalizm, çağdaş mimarinin dayandığı temel tasarım ilkelerinin en önemlilerinden olup Amerikalı mimar Louis Sullivan tarafından mimarlıkta kullanılan ‘biçim işlevi izler’ (Form follows function) sloganına dayanır.

Pratik işlevlere çözüm arayarak yola çıkan bir tasarımcı işlevsel yöntemle bir biçime ulaşır. Ve bu biçim ya da form mimarlığın ana kriterlerinden ilki olan işlevselliği yerine getirir. Eğer bu biçim sağlam inşa edilmişse rüzgar, zelzele gibi güçlere dayanabiliyorsa işlevsel bir form yani bir bina yaratılmış demektir. Ancak bu yapının estetik değerleri, onun mimari değerinin de ölçütü olacaktır. Bu değer yüksek düzeydeyse, mimarlıkta yüksek, orta ise mimarlık da orta düzey olarak tanımlanır. Eğer yapının estetik değeri olumsuz ise mimarlık da olumsuz olarak adlandırılır. Dolayısı ile ortada güzel olmayan bir yapı varsa, söz konusu yapının mimari tasarım anlayışından uzak bir biçimde inşaa edildiği düşünülür.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Modernizm dalgasının bir parçası olarak tüm dünyada bir işlevselci mimari hareket ortaya çıkmıştır. Son derece yıkıcı sonuçları olan bir dünya savaşından sonra ve Avrupa’daki sosyo-politik değişimler sonucunda yeni fikirlerin ortaya çıkmaya başladığı bir dönem yaşandı. Artık, insanlar için yeni ve daha iyi bir dünya inşa etme zamanı gelmişti ve fonksiyonalizm akımı bu savaş sonrası oluşan, değişime susamış bir ortamdan ilham alarak şekillendi.

Bu sebeple, fonksiyonalist ya da işlevselci mimari genellikle sosyalizm ve modern hümanist fikirlerle paralellik gösterir ve hümanizm ile direk olarak bağlantılıdır. Fonksiyonalizm ideolojisine dayanan işlevsel mimari, binaların ya da evlerin sadece işlevsellik amacıyla tasarlanmaması gerektiğini de önemle vurgular. İşlevselcilik, mimarinin insanlara fiziksel olarak daha geniş ve rahat alanlar sunması ve daha iyi bir yaşam kalitesi yaratmak üzere kullanılması gerektiğini savunur.

İşlevselci mimari Avrupa’da en çok Çekoslovakya, Almanya, Polonya, Hollanda ve 1930’lardan itibaren de İskandinavya ve Finlandiya’da güçlü bir etkiye sahip olmuştur.

1930’ların ortalarında işlevselcilik, tasarımın bütünlüğünü yeni bir estetik yaklaşım olarak ortaya koydu. Fonksiyonalist mimari, süslemeyi her zaman reddetti ve estetiği bir tasarımın üzerindeki süslerde değil, bütününde aramak gerektiğini savundu.

Modern mimarinin popüler kavramları arasında gösterilen fonksiyonalizm, özellikle Le Corbusier ve Mies van der Rohe’nin çalışmalarından büyük ölçüde etkilenmiştir. Her iki mimar da, daha önceki tarzlara göre çok daha sade ve işlevsel tasarımlar üreterek son derece başarılı neticeler elde etmiştir. Le Corbusier kendi mimari tarzını ifade etmek için ‘bir ev, içinde yaşanan bir makinedir’ demiştir. Villa Savoye, mimarın işlevselci yaklaşımını çok iyi özetleyen, prototip bir yapı olarak kabul edilir.


Etiketler:
Bu Wiki'yi Faydalı Buldunuz mu ?
Hayır 4
Okunma: 3172
Önceki: Ekspresyonizm (Dışavurumculuk)
Sonraki: Fütürizm
X
X