Brütalizm

Okuma Süresi: 2 dak

 

Brütalizm, 1950’lerin başında ortaya çıkan bir çağdaş mimarlık akımıdır. Çağdaş mimarlığın ilkelerinden en önemlisi olan biçimlendirmede, brütalist yaklaşım yapı gereçlerini ve taşıyıcı öğeleri üstlerini örtmeden kullanır. Brütalist mimarlar, yapının donatımlarını saklamadan bir anlatım aracı olarak kullanma ilkesini bir adım daha ileri götürmüş ve onları da tasarımın bir parçası olarak ele almıştır.

1950-1970 arası yıllarda, altın çağını yaşayan ve en önemli eserlerinin inşa edildiği brütalist akım, adının da işaret ettiği gibi, başta beton olmak üzere koyu renkli işlenmemiş malzemelerin yanısıra boyasız çelik ve camı öne çıkaran bir mimari yaklaşımdır.

Tarihine baktığımız zaman, brütalizmin ilk kez İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da ortaya çıktığını görüyoruz. Savaş yüzünden tahrip olan şehirler ve tamamen ortadan kalkan binaların yarattığı boşluklar ve bu şehirleri yeniden inşa etme gerekliliğinin bu akımın yaratılmasında bir payı olduğu kesindir. Savaş sonrası yeniden inşaa edilmesi gereken yapılara ihtiyaç varken, diğer yandan parasal kaynak sıkıntıları olmuştur. Fransız mimar Le Corbusier’nin 1947-1952 arasında Marsilya’da yaptığı Unité d’Habitation isimli konut biriminde, donatılı betonu kalıptan çıktığı şekliyle bırakarak kullanmıştır ve ortaya çıkan görüntüyü de brüt beton (kaba beton) diye adlandırmıştır.

Brütalizm sözcüğünün ilk kullanıldığı ülke olan İngiltere’de de A. ve P.Smithson’lar 1954’te sınırlı olanaklarla yaptıkları Hunstanton Okulunda donatı borularını, kablolarını açık bırakmışlardır. ABD’de ise Louis Kahn 1952-1954 arasında yaptığı Yale Üniversitesi Sanat Merkezinde yapı gereçlerini üstlerini örtmeden kullanmış, donatıları da açıktan geçirmiştir. Böylece 1950’lerin ortasına doğru, yapıya kaba bir görünüm vermeyi biçimlendirme ilkesi olarak benimseyen bu yaklaşım, yaygınlaşmaya başlamıştır. Brütalizm çeşitli ülkelerde geniş bir uygulama alanı bulmuş, özellikle de olanakları sınırlı mimarlar tarafından benimsenerek kullanılmıştır. Japonya’da Kenzo Tange’nin, Ingiltere’de James Stirling’in kimi yapıları brütalist anlayışa göre tasarlanmıştır. ABD’li P. Rudolph’un 1961-1963 arasında yaptığı Yale Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Mimarlık Bölümü ile Italyan Vittoriano Vigano’nun 1957’de Milano’da yaptığı Marchiondi Enstitüsü yaklaşımın en başarılı örnekleri arasında gösterilir.

Brütalist yapılar, heybetli ve sivri köşeli geometrik şekillerin tekrarlı olarak kullanılmasıyla ön plana çıkar. Brütalizm, binaların çok amaçlı olarak tasarlanması gerektiğini savunmakla beraber, her mekanın kendine özgü nitelikleri olması gerektiğinin de altını çizer. Mimari tasarım alanında, iç mekanların dışarıdan görünecek şekilde konumlandırılması desteklenir. Örneğin 1968’de inşa edilen Boston Belediye Binası’nın ana cephesine bakıldığında; belediye başkanının makamı ve çeşitli toplantı salonları sokaktan görülecek bir biçimde tasarlanmıştır.

Brütalist mimaride tasarlanan binaların büyük çoğunluğunda brüt beton kullanılmıştır. Beton; sıva, boya veya başka herhangi bir kaplama malzemesi veya dekoratif unsur olmaksızın çıplak bırakılır. Brütalist mimarinin birincil özelliğinin beton olmasına rağmen, kimi brütalist binalarda tuğla, cam, çelik, kaba taş gibi inşaat malzemeleri de kullanılmıştır. Örneğin Alison ve Peter Smithson’ın Hunstanton Lisesi (1954) gibi pek çok eserinde tuğla, çelik ve cam kullanılmıştır.

Brütalizm’de brüt betonun kullanılış amacı Güzel Sanatlar tarzının dekoratif unsurlarından mimariyi uzaklaştırmak ve mimari tasarım dilini daha yalın ve basit kılmaktır. Ancak, tüm beton binalar veya taşıyıcı sistemleri brüt bırakılmış binalar brütalizm akımına dahil edilmemektedir.

Brütalizm bir düşünce akımı olarak, Türkiye’de büyük bir yaygınlık kazanmamıştır. Ancak, 1960’lardan sonra çıplak beton uygulamalarının yaygınlaşmasıyla kimi Türk mimarlannın da zaman zaman bu akımın biçimlendirme ilkelerine uyan yapıtlar tasarladığı da görülmüştür. Bunun ilk örneklerinden biri, Behruz Çinici’nin Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinin içerisindeki bazı yapıtlarıdır.

Karşıtları tarafından genellikle soğuk ve ruhsuz olmakla itham edilen brütalist binalar, mimari tarihinin bağlamı içinde bakıldığında o zamanın sosyal ve siyasi vaziyetinin bir yansıması ve doğal sonucu olarak da değerlendirilebilir. Her ne kadar 1980’li yıllara gelindiğinde brütalist akımın sonu gelmiş olsa da, modern mimari dahilinde bu akımın küçük çaplı bir yeniden doğuş yaşadığının da altını çizmek gerekir.


Etiketler:
Bu Wiki'yi Faydalı Buldunuz mu ?
Hayır 0
Okunma: 2058
Önceki: Bauhaus Ekolü
Sonraki: Country Tarzı
X
X