Barok Mimari

Okuma Süresi: 2 dak

 

Barok tarzı, 16. ve 18. yüzyıllarda gelişen ve müzik, resim, edebiyat alanından sonra mimaride de kendine önemli ölçüde yer edinmiştir. Barok sözcüğünün, portekizcede ‘tam yuvarlak olmayan, düzensiz inci’ anlamına gelen ‘barocco’dan türemiş olduğu tahmin edilmektedir.

Barok mimari ilk olarak İtalya’dan çıkmış ve oradan da İspanya, Fransa, Belçika, Avusturya, Güney Almanya, Polonya gibi Katolik ülkelere yayılmıştır. Yoğunlukla kiliselerde ve saraylarda kullanılan barok mimarisi, abartılı hacim, süslemeler ve dekor unsurlarının kullanımı ile gücü temsil etmeye odaklanır. Kiliselerde tanrıları, saraylarda ise kralları yüceltmek üzere kullanılmış olan barok tarz, dağınık, yüklü, şişkin biçimlerin, işlemeli duvarların ve görkemli bahçelerin yoğun şekilde kullanılmasıyla kendini gösterir. Krallıkların gösteriş merakı sonucu oluşan büyüklük, görkemlilik ve renklilik ayrıca bu üslubun özellikleri arasında gösterilir.

Barok mimarisinin karakteristik özellikleri ise şöyle sıralanabilir:

– Kiliselerde kimi zaman oval formlu ve daha geniş sahınlar
– Tamamlanmamış veya kasten yarım bırakılmış mimari ögeler
– Işığın dramatik kullanımı; güçlü aydınlık ve gölge kontrastları (chiaroscuro etkileri) veya değişik pencereler aracılığıyla düzenli bir aydınlatma
– Süs ve renklerin zengin kullanımı (putti veya çoğu zaman altınla kaplanmış, ahşaptan figürler)
– Geniş skalalı tavan freskleri
– Sıklıkla dramatik bir merkezi projeksiyonla karakterize edilmiş harici cepheler
– İçeride resim, heykel ve sıva (özellikle geç dönem Barok’ta) kullanımı için uygun alan düzenlemeleri
– Trompe l’oeil (tasvir edilen objelerin 3 boyutlu görsel ilüzyon yaratması için fazlasıyla gerçekçi görüntüler içeren resim tekniği) gibi yanıltıcı efektler ve resimle heykelin harmanlanması
– Bavyera, Çek, Polonya ve Ukrayna Baroku’nda armut şekilli kubbeler
– Katolik ülkelerde özellikle veba salgınının bitişine şükretmek amacıyla dikilmiş Veba Sütunları

Michelangelo’nun geç dönem Romen yapıları, özellikle de St. Peter’s Bazilikası, Barok mimarisinin dikkate değer öncülerinden sayılabilir. Öğrencisi Giacomo della Porta Roma’da bu eser üzerinde çalışmaya devam etmiş, özellikle de erken dönem Barok’un en önemli kilise dış cephesi örneklerinden sayılan Carlo Maderno’nun Santa Susanna (1603)’sına yol açan Cizvit kilisesi Il Gesu’ya imza atmıştır. İtalyan kiliselerinde gücünü tanrı ve mitoloji taslaklarından alan ve işlemeli duvarlar, görkemli bahçeler barok akımına ait özelliklerdir.

Paris’te önemli bir yere sahip olan Versailles Sarayı da barok mimarisinin en popüler örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Barok döneminde Paris’in kraliyet gücünü temsil eden Versailles Sarayı her kralın örnek aldığı bir yapı olarak göze çarpar. Barok devri yapıları kralların sahip oldukları kudreti gösterirler. Kraliyetin bu yüzden malikanelerine verdikleri önem ve onlara harcadıkları para muazzam miktarlarda idi. Aynı zamanda bu dönemin binaları yaratıcısının sanatsal gücünün ve mimari anlayışının da bir göstergesiydi.

Barok dönemde sanat doğayı taklit etmek olarak değil, aksine onu biçimlendirme olarak anlaşılmıştır. Bu dönemde yapılan barok sarayları, fıskiyeli havuzları, görkemli heykelleri, bahçeleri, süslü ve muazzam salonları, duvar işlemeleri, tanrı ve mitoloji konulu resimleri dönemin barok mimarisinde yer alan temel unsurlardı.

Kraliyet döneminin şaşaalı görünüşü Barok mimarisinde kendini net olarak belli etmiştir. Viyana, Potsdam, Dresden, Würzburg, Salzburg’daki mimari barok tarzı, gelişimini bu dönemin krallarının otoriter ve mutlakiyetçi rejimlerine borçludur. Parklar ve bahçeler içine kurulan görkemli şatolara halkın değil girmesi, yaklaşması bile yasaktı. Göz kamaştırıcı ve süslü barok yapılar başka hiçbir dönemde bu kadar zerafete ve görkeme sahip olmamıştır.

Barok mimarinin karakteristik özelliklerini taşıyan yapılar ve yaratıcıları:

– Carlo Maderno, Francesco Borromini, Gian Lorenzo Bernini: Palazzo Barberini, Roma; 1625-1633.
– Francesco Borromini: San Carlo alle Quattro Fontane, Roma; 1634-1667
– Baldassare Longhena: Palazzo Pesaro, Venedig; 1650
– Louis Le Vau, Charles Lebrun, Jules Hardouin-Mansart: Versailles Sarayı, Versay; 1678-1684
– Salomon de Brosse: Palais du Luxembourg, Paris; 1621-1662
– Jules Hardouin-Mansart: Dôme des Invalides, Paris; 1676-1706
– Elias Holl: Augsburger Rathaus; 1615-1620
– Johann Lucas von Hildebrandt: Belvedere Sarayı, Viyana


Etiketler:
Bu Wiki'yi Faydalı Buldunuz mu ?
Hayır 1
Okunma: 2765
Önceki: Avant-Garde
Sonraki: Bauhaus Ekolü
X
X